CHP’nin yeni başkanıyla, bir yenilenme noktasında olduğu konusunda hemen herkes hemfikir. Televizyon kanalları her akşam, gazete köşeleri her gün, CHP’nin bir sosyal demokrat partiolması gerektiğini vurgulayan tartışmalarla, yorumlarla dolu.
Devamını oku “CHP ve Yenilenme / Ergin Yıldızoğlu”
Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı vesilesiyle, “CHP ve sol” üzerindeki düşüncelerimi bu köşenin okurlarıyla paylaşmaya niyetlendim. Ve farkettim ki, son birkaç yıl içinde bu konu üzerinde birkaç kere konuşmuşum; bunlar da yayımlanmış. Bunun üzerine, Express dergisiyle Mayıs 2005 ve Ocak 2008’de yaptığım söyleşilerin ve Ekim 2008’de “Aydınlanma ve Sol” konulu bir sempozyumdaki konuşmamın harmanlanmasından oluşan birkaç aktarma yapmaya karar verdim.
Devamını oku “CHP ve Sol / Korkut Boratav”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 33. Kurultayını, en azından birkaç saat, izledim. Hatta elimde bir “konuk kartı” bile var artık, hikâyesini anlatmayacağım. Zira gereksiz olduğunu Kurultay’a varınca anlamıştım: Ne de olsa seçimin çoktan yapıldığını Ertuğrul Özkök ilan etmişti ve seçimi yaptığı varsayılan halktan insanlar için artık konuk kartlarına gerek yoktu.
Devamını oku “Kemalist Babaların Sosyalist Çocukları ve Kılıçdaroğlu… / Selim Evren”
Elimizde, 1919′da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sol Fırkası ile başlayıp günümüze kadar geçen sürede kurulan sol örgütlerin soy ağacını gösteren bir çizelge var. Daha çok şehir metro hatları haritasına benzeyen çizelgede pembe, mavi, portakal ve yeşil renkli hatlar kimi zaman kesişiyor; ayrılıyor. Geri dönüşü olmayan bir yolda, okları sadece ileriyi gösteren, her biri farklı sol örgüte ait hatlar özellikle 1990′lı yıllara kadar yaşanan büyük ayrılıklar, bölünmelerden sonra birbirine hiç değmeden paralel ilerliyor…
Devamını oku “Bölünerek Büyüyen Sol’un Tarihi / Semra Pelek”
Yıllar sonra işçi sınıfı çok önemli bir geleneksel mücadele mekânını, Taksim Meydanı’nı, TEKEL direnişinin yarattığı iklimin de katkısıyla geri alıyor. Hem de çok özel bir dönemde. 1 Mayıs bu yıl, birçok açıdan anlam yüklü.
Devamını oku “1 Mayıs / Ergin Yıldızoğlu”
Ertuğrul Kürkçü’nün, “2010 1 Mayıs kutlamaları istisnai bir önem kazanıyor. On yıllardır süren mücadelenin ardından işçi sınıfının Uluslararası Mücadele, Dayanışma ve Birlik Günü toplantısına yeniden açmayı başardığı Taksim, laik-dinci/küreselci-ulusalcı kutuplaşmasının ötesine seslenen, ‘emek ve özgürlük ekseninde bir enternasyonalist’ üçüncü kutbun bütün gövdesiyle ortaya çıkışına tanıklık edebilir” belirlemesi, bu 1 Mayıs’ın nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda dikkate alınması gereken bir saptama örneği oluşturuyor.
Devamını oku “1 Mayıs Sol Merkezin İnşasına Fırsat Olsun / Erdoğan Aydın”
Geçenlerde katıldığım bir anayasa toplantısında anayasaya muhalif kesimden bir hukuk profesörü, 12 Eylül’le hesaplaşmanın, 1982 Anayasası’nın darbecilerin dokunulmazlığını garanti eden 15. maddenin kaldırılmasıyla mümkün olamayacağını anlatırken, konuşmasını kendi yaşantısından bir örnekle zenginleştirme yoluna gitti. Seksende, İstanbul Üniversitesi’nde asistanken, askerlerin gelip, üniversiteden atılacak öğretim üyelerinin listesini verdiklerini, ancak bu üniversite hocalarını görevden uzaklaştıranın askerler değil rektör olduğunu canlı bir biçimde anlatan hukukçu; binlerce kamu görevlisinin de yer aldığı bir sorumluk alanını işaret ediyordu.
Devamını oku “AKP’nin 12 Eylül Anayasası / Ayşegül Devecioğlu”
Türkiye’de sosyalist politikanın yarım yüzyıldır bir-iki istisna dışında kayda değer bir başarısının olmadığını daha önce Radikal İki’de yazmış ve bu tarihin kaçınılmaz olarak ürettiği “yenilgici” ruh halinin yansımalarını anlamaya çalışmıştım (21.2.2010). Daha sonra Halil Berktay da konuyu başka bir açıdan irdeleyen önemli bir makale yayınladı Taraf’ta ‘Kibirin Teorisi, 25.3.2010). Görünen o ki, bu durumun yansımaları üzerine daha çok konuşacağız.
Devamını oku “‘Sol’un Hayatı, Hayatın ‘Sol’u / Ferdan Ergut*”
“Liberal kişilik nedir?” başlıklı yazıdakine benzer sorularla başlayalım: Solcu kişilik nedir? Hayatla ne derdi vardır? Bu sorulara verilebilecek basit ve kestirme bir cevap elbette yok. Tek bir solcu kişiliğin olduğunu söylemek de imkânsız. Bu yazıda bütün bir sol ve bütün solcu kişilik tipleri üstüne bir tartışma yapmaya yeltenmeyeceğim. Tartışmam sol siyasal söylemlerle değil, kimi “solcu”ların ideoloji ile kurdukları ve pratiklerinde maddileşen ilişkileri ile ilgili olacak. Bu açıdan kabaca üç kişilik tipinden söz etmek mümkün görünüyor: Ortodoks mümin, liberal sinik ve devrimci bir pratik arayışındaki kişilikler. Bu kişilik tipleri ile soldaki siyasal söylemler arasında kabaca paralellik olduğunu, ama mutlak olarak örtüşmediklerini kaydedelim. Ayrıca aynı insanda bile bu üç kişilik tipinin öğeleri iç içe geçebiliyor. Giderek zor rastlanır hale gelen ilk kişilik, inancından şüphe etmez bir sadakatle bağlı olduğu geleneğini yaşayan ve politik ve ideolojik iklimin bir altkültür olarak varolmaya zorladığı bir kişiliktir. İkincisi kendisini “solcu” olarak tanımlamakla birlikte, ideolojiyle arasına sinik bir mesafe koyan ve sola ve solculara ilişkin negatif imgeleri bilinçdışı bir şekilde de olsa “ideoloji sonrası”na giden pratiğini haklılaştırmakta kullanan bir kişiliktir. Üçüncüsü ise yeni zamanların devrimci-sosyalist “üçüncü yolu”nu ve “üçüncü kişiliğini” yaratmaya çalışan, bu çabaya inanan ve bu çaba için kendini var eden bir kişiliktir. Bu yazıda hegemonik ideolojinin soldaki etkisi olarak düşünülebilecek olan ve maalesef sol çevrelerde sıklıkla da karşılaşılan ikinci kişilik tipi ele alınacaktır. Bu nedenle de, aşağıda kullanılan “sinik-sözde solcu kişilik” ifadesiyle bu tip anlaşılmalı ve bütün solcu kişiliklerden söz ettiğimiz düşünülmemelidir. Bu tartışmamızın Tanıl Bora’nın Birikim’de yürüttüğü sol ve sinizm tartışmasıyla –tamamen değilse de- birçok noktada örtüştüğünü ve onun argümanlarıyla beraber düşünülmesi gerektiğini de vurgulayalım [1].
Devamını oku “Sinik-Sözde-Solcu Kisilik Nedir? / Necmi Erdoğan”
AKP hükümetinin anayasa değişiklik taslağına karşı alınacak tavır, genel olarak toplumu ve siyaseti böldüğü gibi, özel bir alan olarak da aydınları ve sol’u bölmüş görünüyor. Geçen 30 yıllık dönemde (verilen mücadelelerin de katkısıyla) görece esnetilen 12 Eylül artığı bir darbe, düzenini daha da gericileştirecek olan bu anayasa taslağının, AKP’nin toplumu ve devleti dönüştürme operasyonunun en önemli hamlelerinden biri olduğu açık.
Devamını oku “Yeni Anayasa ve Liberalizmin Sefaleti / Merdan Yanardağ”