Ülkelerin elde ettikleri krediler karşılığında küresel sermayeye kapılarını açmak zorunda olmaları ve bunun sonucunda yurttaşlarının hayatlarını da içinde bulunduran kayıplar vermeleri, bu aktörler için göz ardı edilebilecek niteliktedir
Devamını oku “Gecikmeli Olarak Dünya Su Aktörlerinin Su Günü’nü Kutluyorum! / Seda Özsoy*”
Geride kalan haftalarda sel onlarca insanı alıp-götürdü, evler, köprüler yıkıldı, işyerleri tahrip oldu, ekili alanlar ve mahsuller zarar gördü, suya zehirli kimyasallar karıştı… Doğal âfet dendi, ihmal dendi, dere yatağına ev mi yapılır, bu ‘derenin intikamıdır’ dendi, sorumlular hesap versin dendi, ‘muhalif’ olduğu sanılan siyasetçiler hükümeti suçladı, bu arada kendi etiğine ve varlık nedenine külliyen yabancılaşmış, felaketi sansasyona çevirmeyi marifet sayan medyaya da iş çıktı… Elbette her zaman olduğu gibi ‘konunun uzmanları’ da konuştular-yazdılar ama konuşmalarda-yazılarda kapitalizm kelimesi geçmedi… Kimse ‘bu sosyal bir felakettir, gerisinde kapitalist sömürü, yağma ve talan var’ demedi… Eğer öyle diyecek olsalar ‘konunun uzmanı’ sayılıp, ‘değerli görüşlerini’ sizinle paylaşmaları mümkün olur muydu? Rahatsız edici bir şey de, bunun sanki bir ilkmiş gibi sunulmasıydı… Eğer sorunun kaynağına inilmiş, gerektiği gibi tartışılmış, vaktiyle adıyla çağrılmış olsaydı, bu felaketin öncekilerin daha büyük ölçekte tekrarı olduğu anlaşılırdı. Yedi emekçi kadın ‘tek kapılı’ servis aracında can verdi. Daha önce başka kadınlar da çalıştıkları fabrika’da, işyerlerinde diri diri yanmışlar, ekmek parası kazanırken hayatlarından olmuşlardı… Son dönemde sayıları ve kapsamları hızla artan ‘felâketlerin’ gerisinde iklim değişikliği, atmosferin ısınması denilen var. İklim değişikliğinin gerisinde de kapitalizm var. Aslında söz konusu olan ‘doğal felâket’ değil, sosyal felâket… Sel, su baskınları, fırtına, kasırga, kuraklık, vb. elbette doğal nedenlere dayanıyor. Her zaman vardı ve olmaya devam edecek ama kapitalizmin tarih sahnesine çıkıp herşeyi kendi mantığına bağımlı hale getirip dejenere ettiği dönemde, özellikle de son 50 - 60 yılda doğal felâketler de artık doğal felâket olmaktan çıktı… Şimdilerde söz konusu olanın gerisinde kapitalizm ve onun kör mantığı yatıyor. İnsanları 15 milyonluk kentlerde toplayan da, dere yataklarına ev ve fabrika kurduran da, işçileri diri diri yakan da kapitalizm. Velhasıl kapitalizm öldürüyor…
Devamını oku “Kapitalizmi ‘Krizden’ Kurtarmak Değil, Kapitalizmden Kurtulmak… / Fikret Başkaya”
Macit Rahnema Lyon’da yaşayan İran’lı bir düşünür, yazar ve eski diplomat. Aynı zamanda pek çok ulusal ve uluslararası projede görev almış deneyimli bir paylaşımcı. Özgür Üniversite tarafından çevirilip Mayıs 2009’da yayınlanan “Sefaletin Yoksulluğu Kovduğu Bir Dünya” adlı denemesinde de modern çağdaki sosyoekonomik işleyişe ve dünya üzerinde yaşanan sorunların çözümüne ilişkin gözlem, saptama, görüş ve önerilerini okuyucuyla felsefi bir temelde paylaşıyor.
Devamını oku “Sefalet Makinasını Durdurmak / Pervin Erbil”
Domuz gribi denilen “salgına” kapıldığımızdan bu yana bir haftadan biraz fazla zaman geçti. Eğer bir salgından söz edilecekse bu korku ve açgözlülük salgınıdır. Basın, sayfalarını ve haber bültenlerini Meksika, Teksas ve hatta daha yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ölüm haberinin verildiği Kanada’dan ölüm haberleriyle dolduruyor. Bakterileri öldüren tıbbi maskeler üreten şirketlerin hisseleri tavan yaparken politikacılar bir ulusal aşı programını tartışıyor. Canwest News (Kanada’nın medya tekeli - ç.n.), Vancouver Havaalanı’nda kuzeninin Meksika’daki tatilinden dönmesini bekleyen maske takmış adamın fotoğrafını yayımlayarak belirgin biçimde bu duruma yardımcı oluyor. Toronto Borsası “domuz gribi korkuları” ile resmen yerle bir oldu. Havayolları ve tur operatörleri Meksika yolculuklarını askıya aldı. Söylentilere göre virüs 4 farklı eyaletten 13 Kanadalıyı etkilerken havaalanlarındaki taramalar arttırıldı.
Devamını oku “Korku ve Açgözlülük salgını: Medya ve Domuz Gribi / James Winter”