Biz “tam gün”, “kamu hastane birlikleri”, “taşeronlaştırılan sağlık hizmetleri” gibi konularla uğraşırken, sağlıkta dönüşüm, yeni bir hamlenin eşiğine gelmiş durumda. 2007 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan “Kamu-Özel Ortaklığı Daire Başkanlığı” (KÖODB), başlangıçta çok dikkatimizi çekmemişti. Ancak, zamanla yapmayı planladığı ihaleleri açıkladığında, işin boyutu netleşmeye başladı. Ve KÖODB ile birlikte, sağlıkta dönüşümün şimdi gerçekten yeni başlayacağını söylemek abartma olmaz.
Devamını oku “Sağlık Hizmetlerinde “Fabrika” Dönemine Geçiliyor / Ata Soyer”
İsrail’in Gazze’ ye yardım için giden Mavi Marmara gemisine saldırması ve dokuz Türkiye vatandaşını öldürmesi ülke gündeminin baş sırasına oturdu. Bu saldırının yarattığı tepki ve sokağa yansıyan protesto gösterilerinin dozu azalsa bile konu ulusal ve uluslararası çeşitli platformlarda tartışılmaya devam ediliyor. Bütün dikkatler Türkiye-İsrail ilişkilerine çevrilmişken tam da bu toz duman içinde AKP iktidarı tüm emekçileri ve toplumsal yaşamımızı derinden etkileyecek olan bir saldırı programını uygulamaya hazırlanıyor. AKP iktidarının “kamu yönetimi reformu” olarak adlandırdığı program yeniden gündeme alındı. 2003 yılından beri zaman zaman gündeme getirilen ve parça parça gerçekleştirilen bu program kuşkusuz emekçi halka ve topumsal yaşamımıza yönelik çok yönlü bir saldırı programıdır.
Devamını oku “AKP’nin “Kamu Yönetimi Reformu” Adlı Yeni Saldırı Programını Durdurabiliriz / İsmet Aktaş”
AKP dış politikada boyunun ölçüsünü alıyor. Hem artistlik hem işbirlikçilik bir yere kadarmış. Cümle âlem görüyor. Daha da görecek. Aslında AKP’nin büyük sırrıydı; Ortadoğu’da ABD emperyalizmiyle işbirliği yaparken ABD ve İsrail ile mesafeli, Ortadoğu halkları ile yakın bir imaj çizmek. Emperyalizme bağımlılık ve bölgesel işbirlikçilik gerçeğini “yükselen bölgesel güç” masalları ile maskelemek…
Devamını oku “Aktif Taşeronun Krizi / Ali Ergin Demirhan”
İsrail’in Mavi Marmara gemisine yaptığı baskının etkileri Türkiye’de tüm şiddetiyle sürüyor.Türkiye-İsrail ilişkilerinin nereye gideceği dünya medyasının gündeminde. Batı basını Erdoğan ve AKP’nin Türkiye’yi Batı’dan kopararak ülkeye eksen kaydırdığını iddia ederken Erdoğan iddialara sert çıkıyor. Diğer taraftan Kürt sorunu da ülkenin en önemli meselesi olmaya devam ediyor. Silahların yeniden konuşması, can kayıplarını yeniden arttırdı. Ancak medya sorunu tartışmak ve çözüme odaklanmak yerine milliyetçi histeriyi kışkırtmayı öne çıkaran bir yaklaşım sergiliyor. Bu da sorunu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Türkiye’nin gündemini sosyalist aktivist, yazar, 68 kuşağının önde gelen gençlik lideri Ertuğrul Kürkçü ile konuştuk.
Devamını oku “Ertuğrul Kürkçü ile Röportaj: “Açılım PKK’yi Tasfiye Girişimiydi” / Erdal Er”
Zonguldak’ta, taşeron bir firmanın işlettiği işyeri, yine maden işçilerine mezar oldu. Bu tür olaylarda hep aynı şeyi tekrarlamak zorunda kalıyorum. Üç kuruş peşinde canlarından olanların başına gelenler başlı başına bir felaket! Ancak, daha kötüsü, bu insanların ‘sahipsizliği’! Kuzuların sessizliği!
Devamını oku “Alnınız ‘AK’ Olsun / Nuray Mert”
Türkiye işçi sınıfı, 1 Mayıs 1977 katliamının 30. yıldönümünde başlattığı 1 Mayıs’ı yeniden Taksim Meydanı’nda kutlama mücadelesini, devletin son üç yılın 1 Mayıs’ında yaptığı tüm baskılara direnerek 1 Mayıs 2010’da kazandı. Son üç yıldır 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkılmaması için polisi işçilerin üzerine saldırtan, yüzlerce kişinin dövülüp gözaltına alınmasının sorumlusu olan AKP hükümetinin 1 Mayıs’a bu yıl neden izin verdiği farklı siyasi çevrelerde tartışılıyor. AKP’ye yakın liberal yazarlardan Emre Aköz’ün 25 Nisan’da Sabah’ta yayımlanan yazısı liberal cephenin konuya yaklaşımının iyi bir örneği.
Devamını oku “AKP, Kemalizm ve 1 Mayıs / Burak Gürel*”
Rekor sayıda ABD vatandaşı geçinebilmek için mücadele ederken, bunun yanında birçok büyük şirket rekor kırıcı düzeyde kâr elde etmiş ve şirket CEO’ları da rekor düzeyde prim kazanmışlardır. Peki, bu işi nasıl başardılar? Biz nasıl bu aşamaya geldik? Ekonomik Elitler, geçirdiğimiz birkaç (10) yıldan beri Birleşik Devletler çalışanları üzerine saldırıya başladılar. 1970’li yıllarda bu saldırıların yoğunluğunda artış olmuştu. Ortalama bir emekçinin kazandığı 1,- $ karşılığında CEO’lar ise 25,- $ kazandılar. Teknolojide meydana gelen gelişmelerden dolayı 1970 -2000 yılları arasındaki dönemde üretim ve elde edilen kazanç düzeyinde patlamalar meydana gelmiştir.
Devamını oku “Amerikan Kâbusu: Ekonomik Elitler Amerikan Halkına Savaş Açtılar / David DeGraw*”
Prof. Dr. Erinç Yeldan’la krizin Türkiye’ye ve emekçilere etkileri, hükümet ve sermaye çevrelerinin toparlanma iddialarının ne anlama geldiği, “Ayşe teyze” miti, “vatandaşlık ücreti” önerileri üzerine konuştuk. Yeldan, teknik hilelerle krizin emekçilere maliyetinin gizlenmeye çalışıldığını ve yaşanan “toparlanma”nın emeğin güvencesizleştirilmesi, ücretlerinin düşürülmesi ve sosyal haklarının gasp edilmesi pahasına gerçekleştiğini belirtiyor. Emekçilerin taleplerinin, bugünkü koşullarda olanaklı görünenlere sınırlı tutulmasının düzeniçi ve yanlış bir eğilim olduğunu berliten Yeldan, aksine tam istihdam gibi kapitalizm içinde karşılanması mümkün olmayan taleplerin savunulması gerektiğini vurguluyor.
Devamını oku “Erinç Yeldan ile Röportaj: “Ekonomi” Emeği Güvencesizleştirerek “Toparlanıyor” / Engin Duran”
Geçenlerde katıldığım bir anayasa toplantısında anayasaya muhalif kesimden bir hukuk profesörü, 12 Eylül’le hesaplaşmanın, 1982 Anayasası’nın darbecilerin dokunulmazlığını garanti eden 15. maddenin kaldırılmasıyla mümkün olamayacağını anlatırken, konuşmasını kendi yaşantısından bir örnekle zenginleştirme yoluna gitti. Seksende, İstanbul Üniversitesi’nde asistanken, askerlerin gelip, üniversiteden atılacak öğretim üyelerinin listesini verdiklerini, ancak bu üniversite hocalarını görevden uzaklaştıranın askerler değil rektör olduğunu canlı bir biçimde anlatan hukukçu; binlerce kamu görevlisinin de yer aldığı bir sorumluk alanını işaret ediyordu.
Devamını oku “AKP’nin 12 Eylül Anayasası / Ayşegül Devecioğlu”
Ahmet Türk’e Samsun’da atılan yumruklar, “kardeşleşme” sorununu yeniden yakıcı gündem haline getirdi. Bütün partiler olayı kınadılar; gazeteler, televizyonlar saldırganı lanetlediler. Ama saldırganın çalıştığı kahvenin sahibi “Her Türk vatandaşının yapabileceği bir şey yaptı. Onunla gurur duyuyorum.” deyiverdi.
Devamını oku “Cini Şişeye Kim Tıkacak? / Ferda Koç”