Aslında Karl Marx, bizim “tek yol devrim” sloganımızı 11. Tezinde filozofça dile getirmişti: “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, sorun onu değiştirmektir.” Ünlü “11. Tez”e ulaşabilmem için 10 adet tez sıralamam gerekiyor elbette. Başlıyorum:
1. Tez: Türkiye‘de artık “aydın”ın bittiği yerde “münevver” veriyorlar. Münevver, Osmanlıca‘da “aydın” demektir… Yeni Osmanlıcılık ortamında artık İtilafçı münevverlik müthiş prim yapıyor. İtilafçı münevverin bir tarafından üflenince öbür tarafından “Başbakanım çok yaşa!” sesi çıkıyor. Cengiz “Münevver” Çandar şöyle diyor: “Sivil faşizm‘, ‘tek parti diktatörlüğüne gidiyoruz‘ cinsinden ipe sapa gelmez hezeyanların, Ergenekon‘u bunca zamandır karartmak ve sulandırmakla uğraşan aynı çevreden seslendirildiğini izliyoruz.” ” ‘Sivil vesayet‘ adında karşı çıkılabilecek bir şey olabilir mi? Evet, istenen ‘sivil vesayet‘tir zaten; ‘demokrasi‘ dediğiniz ‘sivil vesayet‘tir.”
Devamını oku “Akepeliler, Askerler ve Münevverler Üzerine Tezler / Melih Pekdemir”
Son birkaç yıldır darbe tartışmaları ve Ergenekon davası, ardından üst üste gelen Kürt, Alevi ve Ermeni açılımları, “milli irade” kavramı ile ifade edilen çarpık iktidar anlayışı, entellektüel ortamda esen liberal rüzgar ve bütün bu olup bitenlerin ortasında solun durumu, “demokrasi” kavramının hem teorisi hem de ima ettiği pratiği hakkında bir kez daha düşünmemizi zorunlu kılıyor.
Devamını oku “Demokrasi ve Sol; Zor Sınav! / Merdan Yanardağ”
Ömer Madra: Amerikalı siyaset bilimci, yazar Benjamin Barber Açık Radyo’da konuğumuz. Kapitalizmin geçmişi ve geleceği üzerine konuşacağız. Dr. Barber, yeni bir raporla söze başlamak istiyorum, The Guardian gazetesinde 8 Eylül’de yayımlandı, şöyle diyor; “Gıda israfının ortadan kaldırılması 1 milyar insanı açlıktan kurtarabilir. Zengin ülkelerdeki aşırı tüketim, yoksulların ağzındaki lokmayı alıp, pazarlarda fiyatları yükselterek onları aç bırakıyor. Doğal kaynakların tüketiminin azaltılması, gıda güvenliğinin sağlanması ve gıda israfının azaltılmasıyla sağlanan faydayı, büyüme ve süregelen eşitsizlik nedeniyle ortadan kaldıracak gibi görünüyoruz.” Peki dünya nereye gidiyor?
Devamını oku “Benjamin Barber’le Söyleşi…”
Son dönemde, özellikle de neoliberal çılgınlığın ideolojik alanı kuşatıp, alternatifsiz tek düşünce olarak sunulduğu koşullarda, zaten geçerli olan kafa karışıklığı daha da büyüdü. Esas itibariyle bir sistem olan kapitalizmle bir düşünce akımı olan liberalizm bir ve aynı şey sayılır hale geldi. Oysa bazı kesişme alanları olmakla birlikte kapitalizm ve liberalizm kavramları aynı içeriğe sahip değildir. Liberalizm, insanlık tarihinde bir dönüm noktası, müthiş bir entellektüel devrim olan Aydınlık Felsefesinin sonucunda ortaya çıkan bir düşünce akımıydı. Entellektüel bir devrim olan Aydınlık Felsefesi insan özgürlüğünü amaç, aklı da araç sayıyordu. Liberalizm de, esas itibariyle iki bileşenden oluşuyordu: İnsanı merkeze alan, insanın eşit ve özgür olduğunu ilân eden politik felsefe ve mülkiyeti esas alan ekonomik doktrin. Politik bir felsefe olan liberalizmin ekonomik doktrin olan liberalizme önceliği vardı. Ekonomik liberalizm kapitalizmin bir sistem olarak sahneye çıkıp kendini dayattığı koşullarda formüle edilmişti. Bir politik felsefe olan liberalizm ise aydınlıklar [lumières] yüzyılı da denilen XVII. yüzyılın hemen sonrasında ortaya çıkmıştı. Ekonomik doktrin olarak liberalizm özel mülkiyeti ‘doğal bir hak’ sayıyordu ve bireylerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmeleriyle kollektif çıkara ulaşılacağını öngörüyordu. Başka türlü ifade edersek, teker teker kendi çıkarları peşinde koşan bireylerin, kollektif çıkarı gerçekleştireceği varsayılıyordu. Bu daha sonra görünmez el metaforunda ifadesini bulacak ve zihinlere yerleşip bıktırıcı bir tekerlemeye dönüşecekti. Fakat bir ekonomik doktrin olarak liberalizm aynı zamanda kapitalizme dair bir söylemdi. Buna göre piyasanın işleyişine hiçbir şey engel olmamalı, devlet de oyunun kurallarına riayet edilmesini sağlayacak kadar müdahale etmeli, kurallara uymayanları cezalandırmalıdır.
Devamını oku “Liberalizm, Kapitalizm ve Sol / Fikret Başkaya”
Barack Obama 20 Ocak günü hem ABD halkının hem de dünyanın geri kalan halklarının büyük çoğunluğunun alkışları arasında ABD başkanlığı görevine resmen başladı. Yemin töreninde yaptığı konuşmada Obama ‘ABD’yi yenileme işine tekrardan başlama’ sözü verdi. Obama’nın başkanlığıyla ilgili verdiği söze ilişkin tüm belirsizlikler dünya basını tarafından manşetlerinde ve analizlerinde kullanılan bu kısa ifadede yer alıyor. ‘Yenileme’ fiili apayrı anlamlara gelebilir. Bu fiil daha iyi olan önceki duruma dönme anlamına gelebilir. Obama da ABD vatandaşlarını ‘daha iyi durumdaki tarihimizi seçelim’ çağrısında bulunduğu bir başka ifadesiyle bu olasılığı belirtiyor gibi gözüktü. Fakat ‘yenileme’ dünyanın şu anda bildiğinden apayrı bir ABD yaratarak daha köklü bir değişiklik anlamına da gelebilir. Buradaki belirsizlik acaba Obama sadece ABD ve dünya sistemi yapı ve kurumlarını düzeltmeyi mi yoksa bu yapı ve kurumları kökten dönüştürmeyi mi planlıyor?
Devamını oku “ABD’yi Yenileme Sözü ve Obama’daki Belirsizlikler / Immanuel Wallerstein”
“Sosyalist Sol’a saldırıda “Sosyalizm’den gelenler”in tetikçilik yapmalarında, sınıfsal dinamikler, emir-komuta içindeki hizmetler ve iç bilgilerin pazarlanması kadar, “cinnet yılları”nın “ah yanarım boşa giden gençliğime” yakınması, ruhu satarak zar zor edinilmiş “dünya nimetleri”ne olan “sonradan görme” müptelalık ve müptezel “dönek kin ve nefreti” de rol oynuyor elbette. Şimdi, şu “bitleri kanlanmış” görünen liberallere biraz yakından bakmayı deneyelim.
Devamını oku “Bak Şu Liberallere / Haluk Gerger”