“Bırindar bı bırina xwe zane”[2]
Görmemiş olamazsınız: bir boru reklamı. Eski hakemlerden biri bir fabrikada üretilen boruların “sıfır insan hatası” ile imal edildiğini söylüyor: “Sıfır insan hatası”… Çünkü hakemin arkasındaki üretim biriminde insan yok. Tam otomasyon, sıfır işçi, sıfır insan hatası… Kapitalizmin kendine ilişkin idealinde bir üretim faktörü olarak insanı/işçiyi gözden çıkardığını anlatan daha güzel bir “lapsus” olabilir mi? Bir küçük pürüz: bu yeni “üretim” tasarımının işinden ettiği işçileri ne yapacağız gerçekten? Hepsini 4-C’ye geçirip ellerine 7-8 ay boyunca 500-600 lira tutuşturup sonra kapıyı mı göstermeli? Yoksa şimdiden taşeronlaştırmalı mı tümünü birden?
Devamını oku “İşsizlik: Eskisi, Yenisi* / Sibel Özbudun”
Yıllar önce, Amerikalı bir senatör, ‘sosyalizmin’ geçirdiği tarihsel kazadan sonra Batılıların gözünde askeri açıdan ‘stratejik önemini’ kaybeden Türkiye için, “Türkiye, uluslararası ticarete çok uygun büyük bir market olabilir” demişti. Gerçekten de Türkiye, büyük bir markete dönüştürülüyor; Batılı değerleri benimsemiş Müslüman bir ülke olarak Avrasya, Ortadoğu ve Afrika’nın Kuzey ülkelerini ‘müşteri’ haline getirme avantajına sahip ‘mükemmel’ bir market !..
Devamını oku “Büyük Bir Market: Türkiye / Sadık Varer”
Marx, kapitalizmin işçi sağlığı konusundaki tutumunu, “Ölü emek (sermaye), canlı emeğin (üretici güç, işçi sınıfı) kanıyla beslenir” tümcesiyle tanımlıyor. Kapitalistler, işçi sınıfını sonu gelmez bir oburlukla sömürür. Çünkü kapitalistler için kâr her şeydir, işçiler ise değersizdir. Sömürü koşulları, işçi sınıfı mücadelesinin ivmesine göre artar ya da hafifler. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, antisovyetizmin “kahraman” şövalyeleri, hep bir ağızdan kapitalizmin ebediliğinden, insanlığa getirdiği mutluluktan ve özgürlükten dem vurdular. Alın size mutluluk ve özgürlük! Madenlerde, tersanelerde, merdiven altı kot taşlama atölyelerinde üç kuruşa her türlü sosyal güvenceden mahrum bir şekilde mutlu mutlu çalışın! Madenlerde yerin yedi kat dibinde tanınmayacak halde cesediniz bulunsun, tersanede tonlarca ağırlıktaki blokların altında ezilerek ölün, merdiven altı atölyelerinde ciğeriniz tükenene kadar çalışın. Alın size özgürlük!
Devamını oku “Biz Başka Âlem İsteriz! / Zeynel Nihadioğlu*”
Futbolseverlerin dört gözle beklediği dünya kupası nihayet geldi çattı. Güney Afrika 2010, Türkiye saatiyle 17:00′deki Güney Afrika - Meksika maçıyla cuma günü başlıyor. Dört yılda bir düzenlenen dünyanın bu en görkemli futbol şölenine ilk kez bir Afrika ülkesi ev sahipliği yapıyor. Böylece Avrupa merkezli günümüz endüstriyel futbolunun odağı bir aylığına da olsa “Kara Kıta”ya kayacak. Her yıl binlercesi daha iyi bir geleceğin peşinde Avrupa’ya göç eden Afrikalı genç yetenekler açısından ironik ama hoş bir deneyim olsa gerek. Bu kez en parlak yıldızlarıyla birlikte futbol onların ayağına geliyor.
Devamını oku “Güney Afrika 2010: Kara Kıta, Altın Kupa / Kerem Morgül”
Bu yazıda futbolun endüstrileşmesi ve bu sürecin günümüzdeki görünümü ele alınacaktır. Endüstriyel futbola yaklaşımımız aynı zamanda kapitalizmin zaman ve mekan üzerindeki tahakkümünün futboldaki yansımalarını da ele alarak, köylülerin özgürce oynadığı oyunun işçi sınıfına pazarlanabilir bir meta olarak sunulmasına, pazarda özgür emekçiler olarak futbolculara ve taraftarlara değineceğiz.
Devamını oku “Kapitalizmin Futbolu / Osman Bulugil”
Korku bugün, dünyanın büyük bir bölümünde en yaygın kamusal duygu. Bu korku irrasyonel olmasa da beklenen tehlikelerle akıllıca mücadele etmenin yolunu göstermiyor. Korkunun işleyişi, yakın geçmişteki iki dikkate değer olay üzerinden anlaşılabilir. İlki, 6 Mayıs’ta New York borsasında değerlerin dibe vurmasıydı. Sadece birkaç dakika sürdü ve herkesi hayrete düşürdü. İkincisi ise, Atina’da 3 ölüme yol açan ve süregelen ayaklanmalardı.
Devamını oku “Korkunun anatomisi / Immanuel Wallerstein”
Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz haftasonu Yunanistan’ı ziyaret ettiğinde muadili Yorgos Papandreu’ya “biz acı ilacı içtik, siz de içmelisiniz” demiş. Yakışır! İktidarda olduğu yedi buçuk yıl boyunca kapitalist sınıfın çıkarlarına şevkle hizmet eden, Türkiye’nin 12 Eylül’den bu yana yaşadığı özelleştirmelerin dörtte üçünü gerçekleştiren, çalışmanın esnekleştirilmesi yolunda önemli mesafe kat eden, yüzde 15 işsizliğe rağmen istihdamı artırıcı hiçbir politika uygulamayan, Tuzla’da ve başka yerlerde iş cinayetlerini seyreden, asgari ücreti sefalet düzeyinde süründüren, memurlara her yıl simit parası kadar zam veren, özel istihdam büroları hakkındaki yasayla neredeyse köle ticaretini hazırlamakta olan, polisini 1 Mayıs kortejlerine ve Tekel işçilerine saldırtan, kısacası işçi sınıfı düşmanı bir politika izleyen Erdoğan’ın Yunanistan başbakanına “halkınızın kemerlerini iyice bir sıkın” diye akıl vermesi yakışır. Erdoğan, işçileri aç bırakmayı iyi bilir! Keşke hazır gitmişken Atina’da kalıp Papandreu’nun danışmanı olarak görev üstlenseydi de hiç olmazsa biz kurtulsaydık! Ama Yunan kardeşlerimize haksızlık olurdu!
Devamını oku “Acropolis now! / Sungur Savran”
Bir yazınızda ekonomik kriz sonrasında devletlerin siyasi aktörler olarak yeniden ortaya çıktıklarını ancak ulus devletlerin seçkinlerinin başarısızlıklar yaşamasının kaçınılmaz olduğunu, bu başarısızlıkların da “yeni orta sınıf” üyelerinin siyasi liderliklere ve ekonomik düzene karşı güvensizliğini körükleyeceğini söylüyordunuz. Burada bahsettiğiniz “yeni orta sınıf” kimdir?
EY: Geçtiğimiz dönemde teknoloji üzerinden büyük bir hava yaratıldı. Yeni teknolojiler özgürleştirici, kol emeğini gereksiz kılan, yeni bir bilgi toplumunun kurucu unsuru olarak tanımlandı. Her yeni teknoloji içinde bulunduğu ekonomik güç ilişkilerinin içinde doğuyor ve onları güçlendirmek için geliştiriliyor. Ama her teknoloji beklenenin dışında sonuçlar da üretebiliyorlar. Sorduğunuz “yeni orta sınıf” kavramsallaştırması da yeni iletişim teknolojilerinin beklenenin dışında ürettiği sonuçlardan birisi olarak düşünülebilir.
Devamını oku “Ergin Yıldızoğlu ile söyleşi: Teknoloji ve İşçi Sınıfı İçinde Yeni Bir Şekillenme…”
İ James Galbraith çok ünlü bir diğer iktisatçının, John Kenneth Galbraith’in oğludur. Amerika’daki sol kanat Keynes’çi iktisatçılardan biridir. Son kriz, egemen serbest piyasacı iktisadın, toplumu kavramada yetersiz, ekonomiyi yönlendirmede işe yaramaz olduğunu ortaya koyunca, Galbraith fırsatı kaçırmıyor ve saldırıya geçiyor:
Devamını oku ““Çürüyen Kapitalizm” Eleştirileri / Korkut Boratav”
Hepimizin yakından izlediği üzere Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 28 kişi hayatını kaybetti; iki kişiyse bu yazının yazıldığı sırada hala kayıp. Ne yazık ki Türkiye’nin çalışma hayatında yaşanan sorunlar sadece ölümcül maden kazaları sonrasında hatırlanıyor.
Devamını oku “Her Yer Can Pazarı / Osman Elbek*”