Siyaseti soldan düşünme yollarının umutsuzca tanıdıklaşmasını önlemek için yapılan, birkaç orijinal çaba örneği var önümüzde. Her türlü siyasetin adının önüne sıkça gelmeye başlayan “post” ekinin konumlarımızı belirlemede yetersiz kaldığı bir dönemde, Tanıl Bora olarak o özlenir özgürlükçü siyasetin nüveleri için en azından çaba gösterdiğiniz aşikâr. Şuradan başlayalım istiyorum: Kitabınızı oluşturan yazıları hangi kaygılardan dolayı yazdınız?
Varolun, moral veriyorsunuz. Aslında daha ziyade sağ üzerine, milliyetçilik üzerine, faşizm üzerine, kısacası “kötülükler” üzerine yazıyorum. Kendime verdiğim esas ödev bu. Solculuk, her şeyden önce eleştirel bakıştır bence. Anlama cehdidir, ardını arkasını görme kabiliyetidir. Türk sağı üzerine çalışırken, hep, aynı zamanda solun bu kabiliyetini, bu hassasını geliştirmenin bir temsili olarak da gördüm bunu. Ama bunun yanında, doğrudan doğruya solun kendi dertleriyle ilgili düşündüklerimi de yazmışlığım var. Bu kitap, on yılı aşkın bir zamana yayılan bu yazıların hasadıdır.
Devamını oku “Tanıl Bora ile Röportaj: ‘Söz Eylemdir’ / Asım Öz”
86 yılında Netaş greviyle başlayan işçi sınıfı uyanışı, dernek adı altında örgütlenerek de olsa ilk memur örgütlerinin kurulmaya başlanması, sayısız örgütün çıkarmaya başlamış olduğu dergiler, her üniversitede komünist öğrencilerin kurduğu öğrenci dernekleri ve başkaca sayısız göstergeyle gerekçelendirilebilecek büyük sol uyanış, bir dönem için de olsa yenilgiye uğradı. 12 Eylül’ün korkunç etkisini 6 -7 yıllık bir zaman diliminde beklenenden daha ustaca üzerinden atmaya başararak doğrulmakta olan sol, tam da bu noktada 89 karşı devriminin mağduru oldu. Kuşkusuz 89 karşı devrimi bir günde söz konusu olmadı. 89’da başladı ve belki de 91 yılının sonuna kadar devam etti.
Devamını oku “Ergenekon Süreci: 89 Sürecine Benzeyen Bir Tuhaf Kafa Karışıklığı / Süleyman Aziz”
İster, ceza muhakemesinde iddia ve savunma arasında hep yaşanan o doğal çatışmadan kaynaklanıyor diyelim; isterseniz, kendilerinden asıl olarak temel hak ve özgürlükleri koruyup gözetmeleri beklenen bu ülkenin savcılarının, aksine hep cezalandırıcı ve yasaklayıcı tutumlarına fazlasıyla tanık ve sinir olmadan diyelim. İçinde bulunduğumuz şu günlerde kimi savcıların başına gelenlere, hiç bu denli bir ilgi ve alaka göstereceğimi, hatta bundan kendi adıma kaygı ve üzüntü duyacağımı ummazdım doğrusu. Hemen belirtmek isterim ki, hukuk fakültesi yıllarında o destansı mesleki yaşamını ve saygın kişiliğini öğrenme olanağı bulduğum, 1978 yılında faşist bir saldırıda yaşamını yitiren Ankara Cumhuriyet Savcılarından Doğan Öz’ü, bu açıdan kendimce tamamen ayrı ve özel bir yerde tutuyorum.
Devamını oku ““Yargı Darbesi” mi, “Yargıya Darbe” mi, Peki Olup Bitenden Bize ne? / Ender Büyükçulha”
2009 yılı sınıf mücadelesi açısından, sınıf adına siyaset yapanlar açısından, sınıfın “örgütleri” açısından oldukça öğretici bir yıl oldu. Kuşkusuz seküler ve İslami burjuvazi açısından da. Her ne kadar 2009 yılına Ergenekon davası damgasını vursa da sınıf mücadelesi açısında irili ufaklı güçlü eylemler de sınıf mücadelesi adına umut verici “hamleler” idi. Kimisi resmi örgütler aracılığı, kimisi enformel örgütler aracılığı ile başlayan ve yürüyen bu eylemler, direnç, inat ve kararlılığı kadar sert tutumu ile kayda değer eylemler idi.
E Devamını oku “Ergenekon’un Tahakkümünde 2009′da İslami Sermayenin İlksel Sermaye Birikimi Açlığı ve Sınıf Mücadelesi / Yüksel Akkaya”
Son birkaç yıldır darbe tartışmaları ve Ergenekon davası, ardından üst üste gelen Kürt, Alevi ve Ermeni açılımları, “milli irade” kavramı ile ifade edilen çarpık iktidar anlayışı, entellektüel ortamda esen liberal rüzgar ve bütün bu olup bitenlerin ortasında solun durumu, “demokrasi” kavramının hem teorisi hem de ima ettiği pratiği hakkında bir kez daha düşünmemizi zorunlu kılıyor.
Devamını oku “Demokrasi ve Sol; Zor Sınav! / Merdan Yanardağ”
Ülkeye barış getirmek için yapılacak şey, münferit gruplara özel statüler ihdas edip cumhuriyetin hukuksal tekliğini daha da parçalamak değil, siyaset alanını eli silahlıların sızamayacağı, sızabilmek için silaha sarılmanın gerekmeyeceği şekilde halkın katılımına açmaktır.
Devamını oku “Askere Siyasetten El Çektirmenin Gerek Şartı / Kadir Cangızbay”
Ağustos 1928’de Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos, Başbakan İsmet Paşa’ya ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey’e birer mektup yazarak Yunanistan’ın Türk toprakları üzerinde hak etmediğini ve demokratik Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istediğini belirtmişti. Bu mektupların sonucu Venizelos’un İstanbul ve Ankara’ya yaptığı iki parlak ziyaret oldu. İki ülke, 1923 tarihli mübadele anlaşmasının işlemeyen yanlarını 1930’da iki parti halinde Türk-Yunan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Hakemlik Antlaşması’nı imzalayarak düzelttiler. 1931’de İsmet Paşa ve Tevfik Rüştü Bey Atina’yı ziyaret etti. Tevfik Rüştü Bey 1933’de sınır güvenliğini görüşmek üzere tekrar Atina’ya gitti. Yunanistan Başbakanı Tsaldaris ile Dışişleri Bakanı Maximos aynı yıl Ankara’ya geldiler. İki ülke arasındaki balayı, 12 Ocak 1934’te Venizelos’un Mustafa Kemal’i Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi ile taçlandı.
Devamını oku “6-7 Eylül’de Devletin ‘Muhteşem Örgütlenmesi’ / Ayşe Hür”
2005’te öldürülen Susurluk hükümlüsü Özel Harekat Polisi Oğuz Yorulmaz’ın annesi, “Devlet tüm faili meçhul cinayetleri oğlum ve arkadaşlarına işletti. Ergenekon’da sadece paşalar değil siyasetçiler de var. Ben evladımı devlete memur verdim, çeteci vermedim. Ortalama 93-94 kişiyi öldürmüşler.” demiş… Eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın, “Terörle mücadele sırasında 1000 kişi öldürmüş olabilirim.” demiş… 90, 100,1000, 10 bin, 40 bin…
Devamını oku “Travmalı hafızadan taşan çokluğun dili / Ferhat Kentel”
Aylardır Ergenekon çetesine dair haberler yayınlanıyor, soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar nihayet dava ve Ekim ayında başlayacak yargılama… Çete operasyonu, asıl devlet partisi çevresi ve genel olarak kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayanlarla onun dışında kalan geniş kitle arasında bir tür kamplaşmaya da dönüşmüş durumda. Aslında devlet çeteleri Türk siyasi sistemine içkindir, dolayısıyla ne yeni ve orijinal bir şeydir ne de istisnaidir. Aslında söz konusu ‘operasyon‘ Susurluğun devamıdır…
Devamını oku “Rejimin Niteliğini Tartışabilmek! / Fikret Başkaya”
Devrim Sevimay / SORU-CEVAP
‘Liberal sol’, AKP ile ittifak halinde demokrasiye ulaşılabileceğini düşünüyor. Nasıl 1974-1977’de CHP Türkiye’nin sola gitmesi için imkân değildi idiyse AKP de demokrasiye gitmek için bir imkân değil AKP’nin tarihsel eğilimi, sermaye hâkimiyetini İslami değerlerle bütünleyerek kalıcı kılmak. Oysa çağımızda, bütün demokrasi tartışması sermaye hâkimiyetinin nasıl sınırlanacağını tartışmakla başlıyor. Türkiye’deki sosyalist hareketin belli başlı isimlerinden biri olan Bianet’in Proje Koordinatörü Ertuğrul Kürkçü’yle hem solun içindeki tartışmayı hem de bir sosyalistin gözünden Türkiye’yi konuştuk.:
Devamını oku “AKP Demokrasiye Gitmek İçin Bir İmkân Değildir / Ertuğrul Kürkçü”