Birleşik Halk Hareketi ve Sosyal Demokrat Parti Lideri Almazbek Atambayev iki hafta önce verdiği demeçte ülkenin artık bir “kara delik” olduğunu ifade etmişti. Üç gündür süren olaylar neticesinde Atambayev’in, Ata-Meken (Anayurt) Sosyal Demokrat Parti lideri Ömürbek Tekebayev ile birlikte başını çektikleri muhalefet ile devlet başkanı Kurmanbek Bakiyev arasındaki iktidar mücadelesi bu kendisini doğrulayan kehaneti tam bir gerçeğe dönüştürdü.
Devamını oku “Kırgızistan: Lale Devri ve Lale Devrimleri Arasında / Hakan Güneş*”
Bir kitaptan tam da en canalıcı yeri nedeniyle uzak durulabilir mi? Eğer o canalıcı yer içi boşaltılmaya açık kılıyorsa kitabı, kitabın en incinebilir yanını oluşturuyorsa ve zamanın ruhu bu korunaksızlığı istediği yöne çekip çevirebiliyorsa uzak durulabilir. Mülksüzler, bu anarşist ütopya, içinde yer alan bir söz dizisi nedeniyle, en canalıcı yerinden korunaksızlaştırılmış bir kitaptır. “Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak.” demektedir bu vurucu söz dizisi. İlginçtir ama pek dile getirilmemekle birlikte okuyucuya köklü bir çağrıda bulunan bu söz dizisi, devrim yapmaya çalışmayı bırakın devrimin hülyasından bile kaçırılan bir nesil için kolay ulaşılır bir çıkış noktası sunuvermiştir. Bir bahane olmuştur, özenle politik olandan uzak tutulan ve kalan bir nesil için.
Devamını oku “Mülksüzler İçin Bahane Kalmadı! / Tolga Binbay”
Şeyleri, toplumsal olguları ve süreçleri adlandırmak, tanımlamak, anlamak üzere kullandığımız kelimelerin de bir tarihi var. Doğuyorlar, varoluyorlar, eskiyip ölüyorlar. Zira şeyler, sosyal olgular ve süreçler, sürekli değişen dinamik bir süreç olarak varoluyorlar. Oysa, onları adlandırmak, anlamak, bilince çıkarmak üzere kullandığımız kelimeler zamanla eskiyor ve kullanmaya devam ettiğimiz kelimelerle gerçeklik arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Velhasıl ölü bilgilerle dışımızdaki gerçekliği düşündüğümüzü, anladığımızı sanıyoruz… Güneş varken ve güneş karşıdan geliyorken güneş gözlüğü takmak daha iyi bir görüş sağlar ama güneş battıktan sonra da gözlük takmaya devam ederseniz, gözlük sadece işe yaramaz hale gelmekle kalmaz görüşü daha da zorlaştırır. Zira güneş gözlüğü takmayı gerektiren durum değişmiştir. Benzer bir durum kelimeler ve kavramlar için de geçerli ve belirli bir eşik aşıldığında, kullanılan kelimeler, kavramlar artık karşı geldikleri gerçekliği ifade edemez duruma geliyor.
Devamını oku “Devrimi Yeniden Düşünmek / Fikret Başkaya”
Eğer bir ekonomik-sosyal dönüşüm, geniş halk kitlelerinin bilincinde radikal bir dönüşüme, köklü bir sıçrayışa eşlik etmiyorsa, orada gerçek anlamda devrimden söz etmek mümkün değildir. Toplum çoğunluğunun bilincinde bir sıçrama söz konusu değilse, kitlenin “devrimci dönüşüm” sürecine katılımı bir retorik veya “biçim” olmanın ötesine geçemez. Kitlelerin bilincinde köklü bir “devrim” olmadan gerçekleşen tüm “dönüşümler” de en iyi koşullarda bir çeşit “hükümet darbesi” olabilirler… Kitlenin süreci belirlemesi gerekirken, kitle süreci yönetip-yönlendirenlerin elinde bir manipülasyon aracı, bir çeşit ‘hammadde’ ya da ‘yakıt’ işlevi görecektir. Aslında “yeni kurumların” oluşturulması aldatıcıdır. Yeni kurumlar, kitlenin kaderinin sürekli ve kalıcı olarak “değiştiği” anlamına gelmez. Yapılan, son tahlilde eski şarabı yeni şişede sunmaktan ibarettir. Bu bakımdan L. Trotsky, “Devrim her şeyden önce kişiliksiz oldukları varsayılan kitlelerde insanî olanın uyanmasıdır” derken tamı tamına bunu ifade ediyordu. Bu yüzden, kimi ekonomik-politik dönüşümler yapmak, “yeni kurumlar” oluşturmakla devrim gerçekleşmiş olmaz. Devrimin gerçekleşebilmesi için radikal bir sosyal, etik ve kültürel dönüşüm de olmalıdır. Aksi halde birey “insanî” olarak azgelişmişlik statüsünde kalmaya devam edecek, kendi bireysel “özerkliğini” kazanması da mümkün olmayacaktır.
Devamını oku “Sosyal, Kültürel, Etik Bir Dönüşüm Olarak Sosyalizm…* / Fikret Başkaya”
Latin Amerika’da, 1950 yılında, 166 milyon olan nüfusun 2000 yılında 513 milyon ve 2050 yılında da 800 milyondan fazla olacağı tahmin ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise 1950 yılında, Latin Amerika’yla aşağı yukarı aynı miktar nüfusa sahipti. Fakat bu tarihten itibaren, Latin Amerika’daki nüfusun hızlı artışı nedeniyle fark açıldı. Bu kıta, 2050 yılından önce ABD’nin nüfusunu ikiye katlamış olacak. Diğer taraftan, Latin Amerika’daki nüfus artışı da homojen değil. Kıtadaki Cono Sur (Uruguay, Şili, Arjantin) ve Karayipler’deki Küba ve Porto Rico gibi ülkelerde değerler daha düşük kaldı.
Devamını oku “Sam Amca’nın Yaşlılığında Latin Amerika / Salvador Capote”
‘Düşman’ güç odaklarının dehşetengiz tasvirlerini yaptığı ölçüde kendini en ‘devrimci’ sayan ve bu sözde radikalliğine örtünüp kendisine, kitlelere ‘bekle/gör, tepişmeyi seyret’ tavrını önerenler mi sosyalist mücadelenin gereğini yerine getirmiş oluyor? AKP’nin kapatılması girişimi ve Ergenekon soruşturması üzerine “nasıl bir tavır” konulu tartışma, sosyalizm adına konuşanlar arasında gayet net bir ayrışmaya yol açtı ve genel hareketin tamamında başlıca iki tavır etrafında bir saflaşma ile sonuçlandı.
Devamını oku “Devrimci/Sosyalist Olma Tartışması / Ömer Laçiner”