CHP’nin yeni başkanıyla, bir yenilenme noktasında olduğu konusunda hemen herkes hemfikir. Televizyon kanalları her akşam, gazete köşeleri her gün, CHP’nin bir sosyal demokrat partiolması gerektiğini vurgulayan tartışmalarla, yorumlarla dolu.
Devamını oku “CHP ve Yenilenme / Ergin Yıldızoğlu”
Bir yazınızda ekonomik kriz sonrasında devletlerin siyasi aktörler olarak yeniden ortaya çıktıklarını ancak ulus devletlerin seçkinlerinin başarısızlıklar yaşamasının kaçınılmaz olduğunu, bu başarısızlıkların da “yeni orta sınıf” üyelerinin siyasi liderliklere ve ekonomik düzene karşı güvensizliğini körükleyeceğini söylüyordunuz. Burada bahsettiğiniz “yeni orta sınıf” kimdir?
EY: Geçtiğimiz dönemde teknoloji üzerinden büyük bir hava yaratıldı. Yeni teknolojiler özgürleştirici, kol emeğini gereksiz kılan, yeni bir bilgi toplumunun kurucu unsuru olarak tanımlandı. Her yeni teknoloji içinde bulunduğu ekonomik güç ilişkilerinin içinde doğuyor ve onları güçlendirmek için geliştiriliyor. Ama her teknoloji beklenenin dışında sonuçlar da üretebiliyorlar. Sorduğunuz “yeni orta sınıf” kavramsallaştırması da yeni iletişim teknolojilerinin beklenenin dışında ürettiği sonuçlardan birisi olarak düşünülebilir.
Devamını oku “Ergin Yıldızoğlu ile söyleşi: Teknoloji ve İşçi Sınıfı İçinde Yeni Bir Şekillenme…”
ABD ile İsrail arasında, alışılagelmişin ötesinde bir sertlikle tırmanmakta olan tartışmaları izlerken, Umberto Eco’nun ‘Gülün Adı’ isimli yapıtının girişindeki kayıp atla ilgili bölümü anımsadım. Fransisken mezhebinden rahip William Baskerwille, manastıra gelirken yolda rastladığı, ama henüz bir anlam ifade etmeyen kimi gözlemleri, son anda elde ettiği bir veriyle birleştirerek manastırın başrahibinin kayıp atı hakkında şaşırtıcı bir çözümleme sergiler. Ben Baskerwille kadar akıllı biri değilim. Bu yüzden Ortadoğu üzerine şaşırtıcı bir resim sunabileceğimi sanmıyorum. Ama ABD Devlet Başkanı Yardımcısı Biden’ın İsrail ziyareti sırasında yaşananların üzerine, Beyaz Saray ve State Department’in kullandığı dil, özellikle “mahkûm etmek” sözcüğü, bana bir süredir yeni bir Ortadoğu’nun şekillenmiş olduğunu düşündürdü…
Devamını oku “Bir ‘Yeni Ortadoğu’ mu? / Ergin Yıldızoğlu”
“Ulusalcılara”, “AB karşıtlarına” karşı AKP’yi destekleyenlerle, AKP’yi emperyalizmin basit bir maşası olarak görenler sanırım, bugünlerde aynı şaşkınlığı yaşıyorlar. AKP, ABD’ye, İsrail’e ve Avrupa’ya kafa tutuyor, adeta Türkiye’nin “bağımsızlığını” ilan ediyor, ülkenin dış politikasını imparatorluk tarihini canlandıracak biçimde yeniden düzenliyor. İmparatorluğun tarihi ağır bir trajediyle sonuçlanmıştı. Osmanlıcılık bu kez bir komediyle sonuçlanacak gibi görünüyor. Ama bu, Marcuse’un deyimiyle (aktaran Zizek) trajediden çok daha korkunç olabilir…
Devamını oku “‘Bağımsızlaşan’ Türkiye / Ergin Yıldızoğlu”
Yalnızca tek bir dünya var: Türk, Kürt, Laz, Müslüman (Sünni, Alevi) diğer dinlerden olanlar, ateistler; hepsi tüm farklarına karşın aynı dünyaya aitler. Sermayenin dünyasına… Bu dünyada ya emek tarafında yer alıyorlar ya da sermaye tarafında. Tekel direnişi bu gerçeği bir kez daha kanıtladı. Tekel direnişi, ancak emek tarafında bulunanların, farklılıklarını barış içinde, birlikte yaşayabildiklerini, bu farklılıklarla birbirlerini zenginleştirebileceklerini gösterdi.
Devamını oku “Tekel Direnişi “Olayı”nın Gösterdiği / Ergin Yıldızoğlu”
Jeton bazen geç düşüyor. Pazartesi yazımın içindeki bir olasılığın, pazar akşamı ayırdına vardım. Birden aklıma Naomi Klein’in The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism (Şok doktrini: Felaket kapitalizminin yükselişi) yapıtı geldi. O anda da jeton düştü. Hemen tüm yorumcular Yunanistan krizinin AB’yi yıkabileceğini düşünüyor. Ancak krizlerin “yapıcı”, tıkanıklıkları açıcı özellikleri de olabiliyor. Ya bu kriz AB sürecini ilerletmek için bir fırsat yaratıyorsa!
Devamını oku “Avrupa Birliği & Şok Doktrini / Ergin Yıldızoğlu”
Haiti’de geçen hafta gerçekleşen deprem, salt Haiti’nin değil, “uluslararası topluluğun” “demokrasi” anlayışının da “gerçeğini” gözler önüne serdi. Jeologlar, yıllardır, Güney Haiti’de güçlü bir deprem bekliyorlardı. 2008’de gazeteler çok büyük bir depremin gelmekte olduğunu yazmıştı (CNN 12/01/10). Geçen hafta iki milyon nüfuslu Porte-au-Prince tam anlamıyla yerle bir oldu. Depremde ölenlerin sayısının yüz binlere ulaşacağı söyleniyor. Başta ABD olmak üzere dünya medyası Haiti’ye odaklandı. Felaketin boyutları, “uluslararası topluluğun” yardım elini uzatmasının gerektiği, Haiti’nin yoksulluğu vurgulandı. Ölümlerin büyük çoğunluğunun binaların dayanıksızlığından, denetimsiz inşaatlardan, deprem yıllardır bekleniyor olmasına karşı gereken tedbirlerin alınmamasından kaynaklandığında hemen herkes anlaşıyordu. Ama halkının yüzde 75’i günde 2 dolar gelirle geçinmek zorunda kalan, GSMH’si 7 milyar doları aşamayan, yaklaşık iki milyar dolar dış borçla boğuşan bir ülkede depreme karşı nasıl tedbir alınabilirdi ki?
Devamını oku “Haiti’nin (ve Sistemin) Gerçeği / Ergin Yıldızoğlu”
Geride bıraktığımız on yıl boyunca, hükümetlerin korkutarak yönetme eğilimi güçlendi; 1990’ların küreselleşme ve “risk toplumu” söylemleri, yerlerini giderek kriz ve korku söylemlerine bıraktı. Halklarına daha iyi bir gelecek sunamayan yönetici sınıfların, konumlarını korumak için giderek daha çok “korkutma” ve “koruma” ve “disiplin” denklemine başvurarak toplumsal muhalefeti etkisizleştirmeye, bireylerin “özneye” dönüşmesini önlemeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Bu koşullarda kültür endüstrisinin de her gün “insanlığı yok edecek” yeni bir tehlike keşfederek, yaratılan korkudan para kazanması da eşyanın (sermayenin) doğasına uygun bir gelişme.
Devamını oku “‘Risk Toplumu’ndan ‘Korku Toplumu’na / Ergin Yıldızoğlu”
Geride bıraktığımız on yılın bir özelliği de kapitalizmin merkezlerinde, ekonomik, siyasi, jeopolitik, ekolojik hatta kültürel alanlarda gittikçe yaygınlaşan bir istikrarsızlık, bir çözülme algısı, bu zeminde gittikçe yoğunlaşan bir korku, hatta Kierkegaard’ın bir deyişini ödünç alırsak yeis (despair) oldu.
Devamını oku “2000-2010 / Ergin Yıldızoğlu”
Geçen hafta mali piyasalarda yaşananlar, ne yazık ki “kötümserlerin” öngörülerini destekler yöndeydi. Daha Dubai tartışmaları yatışmadan Yunanistan’ı konuşmaya başladık. Dahası, arkası var gibi görünüyor: İspanya, Portekiz, İtalya… Böylece, Avrupa Birliği’nin, doğusundaki ve Baltık kıyılarındaki hastalarına, bu kez Akdeniz kıyılarında, yenileri ekleniyor. Bu listeye geçen hafta, Londra Borsası sayesinde dünyanın mali merkezi olmakla övünen İngiltere’nin de eklenmesi, ayrıca düşündürücüydü.
Devamını oku “Kriz Yeni Bir Aşamaya mı Giriyor? / Ergin Yıldızoğlu”