Oca 14 2010

Akepeliler, Askerler ve Münevverler Üzerine Tezler / Melih Pekdemir

Kategori: devlet, liberalizm, türkiye soluadmin @ 04:17

Aslında Karl Marx, bizim “tek yol devrim” sloganımızı 11. Tezinde filozofça dile getirmişti: “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, sorun onu değiştirmektir.” Ünlü “11. Tez”e ulaşabilmem için 10 adet tez sıralamam gerekiyor elbette. Başlıyorum:

1. Tez: Türkiye‘de artık “aydın”ın bittiği yerde “münevver” veriyorlar. Münevver, Osmanlıca‘da “aydın” demektir… Yeni Osmanlıcılık ortamında artık İtilafçı münevverlik müthiş prim yapıyor. İtilafçı münevverin bir tarafından üflenince öbür tarafından “Başbakanım çok yaşa!” sesi çıkıyor. Cengiz “Münevver” Çandar şöyle diyor: “Sivil faşizm‘, ‘tek parti diktatörlüğüne gidiyoruz‘ cinsinden ipe sapa gelmez hezeyanların, Ergenekon‘u bunca zamandır karartmak ve sulandırmakla uğraşan aynı çevreden seslendirildiğini izliyoruz.” ” ‘Sivil vesayet‘ adında karşı çıkılabilecek bir şey olabilir mi? Evet, istenen ‘sivil vesayet‘tir zaten; ‘demokrasi‘ dediğiniz ‘sivil vesayet‘tir.”

Devamını oku “Akepeliler, Askerler ve Münevverler Üzerine Tezler / Melih Pekdemir”


Eyl 26 2009

Benjamin Barber’le Söyleşi…

Ömer Madra: Amerikalı siyaset bilimci, yazar Benjamin Barber Açık Radyo’da konuğumuz. Kapitalizmin geçmişi ve geleceği üzerine konuşacağız. Dr. Barber, yeni bir raporla söze başlamak istiyorum, The Guardian gazetesinde 8 Eylül’de yayımlandı, şöyle diyor; “Gıda israfının ortadan kaldırılması 1 milyar insanı açlıktan kurtarabilir. Zengin ülkelerdeki aşırı tüketim, yoksulların ağzındaki lokmayı alıp, pazarlarda fiyatları yükselterek onları aç bırakıyor. Doğal kaynakların tüketiminin azaltılması, gıda güvenliğinin sağlanması ve gıda israfının azaltılmasıyla sağlanan faydayı, büyüme ve süregelen eşitsizlik nedeniyle ortadan kaldıracak gibi görünüyoruz.” Peki dünya nereye gidiyor?

Devamını oku “Benjamin Barber’le Söyleşi…”


Ağu 28 2009

Liberalizm, Kapitalizm ve Sol / Fikret Başkaya

Son dönemde, özellikle de neoliberal çılgınlığın ideolojik alanı kuşatıp, alternatifsiz tek düşünce olarak sunulduğu koşullarda, zaten geçerli olan kafa karışıklığı daha da büyüdü. Esas itibariyle bir sistem olan kapitalizmle bir düşünce akımı olan liberalizm bir ve aynı şey sayılır hale geldi. Oysa bazı kesişme alanları olmakla birlikte kapitalizm ve liberalizm kavramları aynı içeriğe sahip değildir. Liberalizm, insanlık tarihinde bir dönüm noktası, müthiş bir entellektüel devrim olan Aydınlık Felsefesinin sonucunda ortaya çıkan bir düşünce akımıydı. Entellektüel bir devrim olan Aydınlık Felsefesi insan özgürlüğünü amaç, aklı da araç sayıyordu. Liberalizm de, esas itibariyle iki bileşenden oluşuyordu: İnsanı merkeze alan, insanın eşit ve özgür olduğunu ilân eden politik felsefe ve mülkiyeti esas alan ekonomik doktrin. Politik bir felsefe olan liberalizmin ekonomik doktrin olan liberalizme önceliği vardı. Ekonomik liberalizm kapitalizmin bir sistem olarak sahneye çıkıp kendini dayattığı koşullarda formüle edilmişti. Bir politik felsefe olan liberalizm ise aydınlıklar [lumières] yüzyılı da denilen XVII. yüzyılın hemen sonrasında ortaya çıkmıştı. Ekonomik doktrin olarak liberalizm özel mülkiyeti ‘doğal bir hak’ sayıyordu ve bireylerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmeleriyle kollektif çıkara ulaşılacağını öngörüyordu. Başka türlü ifade edersek, teker teker kendi çıkarları peşinde koşan bireylerin, kollektif çıkarı gerçekleştireceği varsayılıyordu. Bu daha sonra görünmez el metaforunda ifadesini bulacak ve zihinlere yerleşip bıktırıcı bir tekerlemeye dönüşecekti. Fakat bir ekonomik doktrin olarak liberalizm aynı zamanda kapitalizme dair bir söylemdi. Buna göre piyasanın işleyişine hiçbir şey engel olmamalı, devlet de oyunun kurallarına riayet edilmesini sağlayacak kadar müdahale etmeli, kurallara uymayanları cezalandırmalıdır.

Devamını oku “Liberalizm, Kapitalizm ve Sol / Fikret Başkaya”