Tem 03 2009

Reklamlar İnsana ve Doğaya Karşı / Fikret Başkaya

Kategori: Fikret Başkaya, YAZARLARadmin @ 08:14

Kapitalizm, mantığının ve temel işleyiş ‘yasalarının’ bir sonucu olarak, her seferinde daha çok üretmeden varolamıyor veya her ileri aşamada daha çok üretmeye mahkûm. Lâkin, her seferinde daha çok üretebilmesi, üretilenin tüketilmesiyle mümkün. İkincisi, kapitalist üretimde asıl amaç insan ihtiyaçlarını karşılamak değil, kâr etmek üzere değişim değeri üretmektir. İnsan ihtiyaçlarının tatmin edilmesi gereğiyse, kâr etmenin bir türevidir. Oysa medenî bir insan toplumunda, insan ihtiyaçlarını tatmin etmek üzere kullanım değeri üretilmesi gerekirdi. Şimdilerde insanlığın yüzyüze geldiği sayısız kötülükler ve saçmalıklar, araçlarla amaçların yerdeğiştirmesi ters-yüz olması, velhasıl öküzün arabanın arkasına koşulmasının sonucu… Bu kepazelik kendinden menkûl bir bilim ve sürekli kutsanan bir yeni, yenilik/yenilikçilik retoriğiyle tartışılır ve anlaşılır olmaktan çıkıyor. Sistem üretim ve tüketim çılgınlığı üzerine oturuyor ama bu dünyada üretimin de tüketimin de bir karşılığı var, olması gerekiyor. Zira dünyanın kaynakları sınırsız değil. Türkçenin henüz öztürkçeleştirilmediği dönemde, tüketim ve tüketici yerine, istihlâk ve müstehlik kelimeleri kullanılırdı. Bilindiği gibi, istihlâk helâk’tan türemedir. Helâk: mahvolma, ölme, harcanma… gibi anlamlara geliyor. Fransızca’da Latince cum-summa dan türeme kelimelerden biri olan consumer de bitirmek, yok etmek, öldürmek, yakıp kül etmek… gibi anlamlarla yüklü… O halde insanların yaptıklarının, ne anlama geldiğinin bilincinde olmaları önemli. Eğer daha çok tüketmek daha çok tahrip etmek, daha çok yok etmek, daha çok kirletmek, daha çok atık [çöp] demekse, şu tüketim çılgınlığının saçmalığı açık değil mi? Bu sefil durum bir önkabule dayanıyor: daha çok tüketmek daha büyük mutlulukla özdeş sayılıyor. Tükettiğin kadar mutlusun, tükettikçe mutlusun, ne kadar çok tüketirsen o kadar çok mutlusun… Elbette çelişki ve saçmalık bununla sınırlı değil, öyle bir burjuva uygarlığı ki, birilerinin [azınlık] daha çok tüketebilmesi, başkalarının [çoğunluk] gerekli olanı tüketemez duruma gelmesiyle, yaşam için gerekli asgarî araçlardan yoksun bırakılmasıyla mümkün… Şimdilerde 1 milyar insan açlıkla cebelleşiyor, yılda silahlanmaya 1400 milyar dolar, reklamlara da 450 milyar dolar harcanıyor… Sadece bu rakamlar burjuva uygarlığının ne menem bir şey olduğunu, insanlığı ne duruma getirdiğini göstermeye yeterli değil mi? Maddi tüketimle insan mutluluğu arasında doğru yönde bir ilişki olduğunu varsaymaktan daha büyük aymazlık olabilir mi? Sistem, çoğunluğu akıl almaz bir sefalete mahkûm ederken, çok tüketen azınlığı da insanlıktan çıkarıyor ama ne hikmetse ona da ‘mutlu azınlık’ diyorlar… Demek ki, herkes için aynı anlama gelen bir mutluluk tanımı yok… İşte onca övünülen, onca yüceltilen kapitalist uygarlığın marifeti… Ortalıkta medeniyet tanımına uygun bir şey var mı?

Devamını oku “Reklamlar İnsana ve Doğaya Karşı / Fikret Başkaya”


Tem 03 2009

Başka Bir Yol / Slavoj Zizek

Kategori: Slavoj Zizek, YAZARLARadmin @ 08:09

1989’un karanlık yıkımından (désastre obscur) sonra bugün neredeyiz o halde? 1922’deki gibi aşağıdan gelen birtakım sesler her yanımızda kötücül bir hazla çınlamaktadır: ‘Kendi totaliter hayal güçlerini topluma zorla kabul ettirmek isteyen akıl hastalarına oh olsun!’ Ötekiler hain sevinçlerini gizlemeye çalışmaktadır; inleyip gözlerini üzüntüyle göğe kaldırırken sanki şöyle demektedirler: ‘Korkularımızın haklı çıkmasını görmek bize çok acı veriyor! Adil bir toplum yaratma düşünüz ne kadar da asildi! Kalbimiz sizinle birlikte atıyordu; ancak sağduyu bize planlarınızın yalnız mutsuzluk ve yeni esaretler getireceğini söylemişti!’ Bu ayartıcı seslerle herhangi bir uzlaşıyı reddetmekle birlikte -1917’den 1989’a ya da daha kesin olarak söylemek gerekirse 1968’e dek uzanan 20. yüzyılın devrimci çağının temelleri üzerine daha fazla inşa etmemek için- kesinlikle baştan başlamalı ve başlangıç noktasına inerek kendimize başka bir yol seçmeliyiz.

Devamını oku “Başka Bir Yol / Slavoj Zizek”


Haz 27 2009

Kapalı Devre Siyaset / Taylat İletmiş

Kategori: Türk Solu, YAZARLARadmin @ 03:51

Yıllardır solcuların (en azından benim tanıdıklarımın) söyledikleri söz şudur: Siyasetin toplumsallaşması, toplumun siyasallaşması gerek… Hatta bunu o kadar ciddiye alırlar ki, en teorik metinlerin (bkz. parti programları) içerisinde bile rastlayabilirsiniz. İşte teorinin gri olduğu anların en güzel örneklerinden birisi de bu sözdür. Genelde solcuların, özelde sosyalistlerin en çok sözünü ettiği ve belki de en az pratiğe geçirdiği (yani yeşillendirdiği) bir durumdur.

Devamını oku “Kapalı Devre Siyaset / Taylat İletmiş”


Haz 27 2009

GDO’lu Ürünlerde Büyük Resmi Görebilmek / Sadık Çelik

Kategori: YAZARLAR, kapitalizmadmin @ 03:34

Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız gıda krizi hâlâ hafızalarımızdayken, bazı teorisyenler bu gıda krizinin hiç de sanıldığı kadar masum olmadığını; dünyada yeteri derecede tarımsal üretim yapılmasına rağmen hâlâ milyonlarca aç insan olmasının ve yaşanan gıda krizlerinin gizli sorumlularının, tekelleşmiş olan konvansiyonel tohum, GDO’lu tohum üreticisi firmalar olduğunu iddia ediyorlar.

Devamını oku “GDO’lu Ürünlerde Büyük Resmi Görebilmek / Sadık Çelik”


Haz 27 2009

Frankeştayn Tohum Yasa Tasarısı Başbakanlıkta…

Kategori: kapitalizmadmin @ 03:30

Frankeştayn olarak da adlandırılan genetik olarak “kurcalanmış” tohumlarla ilgili yasa tasarısı sonunda Başbakanlığa geldi. Önümüzdeki günlerde TBMM geleceğimizle ilgili çok kritik bir karar verecek. Genleri değiştirilmiş tohumların ülkemize girişi yasallaşırsa bizleri karanlık bir gelecek bekliyor!  Ölüm tohumlarının arkasındaki karanlık oyunlar: Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkan’ı Kemal Özer’le birlikte basın toplantısı düzenleyen Ölüm Tohumları” kitabının yazarı Amerikalı Gazeteci F. William Engdahl; “Türkiye henüz tohumlarını kaybetmemiş olan bir ülke. Ulusal Biyo Güvenlik Yasa ile bu kaynaklarını bütünüyle kaybedebilir” dedi.

Devamını oku “Frankeştayn Tohum Yasa Tasarısı Başbakanlıkta…”


Haz 27 2009

Özgür İran İşçileri Sendikası’ndan İranlı işçilere mesaj…

Kategori: sosyalizmadmin @ 03:10

Uluslararası İşçi Günü 1 Mayıs’ta bir araya gelen işçilerin bastırılması ve tutuklanmasının ardından kırk sekiz gün geçti. Bu süre içinde önemi olaylar meydana geldi ve ülkenin sosyal hareketlerinde yaygın ve ilgi çekici değişimler yarattı. Televizyon tartışmaları sırasında başkanlık seçimi adayları birbirlerini yurttaşların haklarını ihlal etmekle, yolsuzlukla, hırsızlıkla, kötü yönetmekle ve iktidarsızlıkla suçladılar. Ancak hiçbiri nüfusun büyük çoğunluğunu etkileyen korkunç olaylara izin veren yasalara herhangi bir itiraz yükseltmedi. Hiçbiri, işçilerin grev yapma hakkını ortadan kaldıran,ücretlerini yoksulluk sınırının altına düşüren, örgüt kurma haklarını gasp eden, kitlesel işten çıkarmalara izin veren, boş sözleşmelerin imzalanmasına ve insanların aylarca geçici biçimlerde istihdam edilmesine izin veren yasalara hiçbir itiraz yükseltmediler.

Devamını oku “Özgür İran İşçileri Sendikası’ndan İranlı işçilere mesaj…”


Haz 27 2009

İran: Hameney meydan okudu, işçiler hareketlenmeye başladı / Jorge Martin

Kategori: YAZARLARadmin @ 03:02

İran dini lideri Ayetullah Ali Hameney, Perşembe günkü vaazı sırasında tüm yetkisini Ahmedinejad’dan yana kullanarak, hileli seçimi protesto edenlere tehditler savurdu. Hile suçlamalarını reddetti ve Ahmedinejad’in “kesin zaferi”ni açıkladı. Bu arada İran’ın içişlerine müdahale ettiği için Batı’yı da suçladı. Vaazında çok açık iki mesaj vardı. Birincisi, İslam Cumhuriyeti’nin tartışma konusu yapılamayacağı mesajı. “Yaşananların, devrimden (İslam) yana olan ve devrime karşı olan iki grup arasındaki çatışma olmadığını” söyledi. “Dört adaydan herhangi birine oy veren herkes, İslam Cumhuriyeti’ne duyduğu güveni ifade etmiştir.” Açıkçası bu sözler, kitlesel gösterilerin hedefinin hileli seçimden bizzat İslam Cumhuriyeti’ne doğru dönüşmesi kaygısıyla verilen bir yanıttı –rejimi en çok endişelendiren şey. Hameney’in en sonunda olup bitenlere müdahale etmek zorunda kalması, aslında İslam Cumhuriyetini tehdit eden bir hareketin karşısında yönetici sınıfın duyduğu paniğin bir göstergesi.

Devamını oku “İran: Hameney meydan okudu, işçiler hareketlenmeye başladı / Jorge Martin”


Haz 27 2009

İran: Sokağın Rehberliği / Yann Mens

Kategori: YAZARLARadmin @ 02:50

Güç gösterisi seçimlerden sonra sokakta devam ediyor. 12 Haziran Başkanlık seçimlerini izleyen hem coşkulu hem de trajik gösteriler bunun kanıtı: Seçimleri oldukça ciddiye alan çok sayıda İranlının, seçim sonuçlarının çalınmasına göz yummak gibi bir niyeti yok.

Devamını oku “İran: Sokağın Rehberliği / Yann Mens”


May 28 2009

Topyekûn Toplumsal Denetim / Ignacio Ramonet

Kategori: Ignacio Ramonet, YAZARLARadmin @ 05:02

“Evde, sokakta, işyerinde, kantinde, banyoda ya da yatak odasında, gece ya da gündüz, her zaman gözetleyen o meraklı gözler: Orada özel yaşam diye bir şey mümkün değildi.”
George Orvell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört.

Artık izlendiğinden, gözetlendiğinden, fişlendiğinden kuşku duyan kimse kalmadı. Sokakta, pazarda, otobüste, bankada, metroda, statta, otoparkta, alışveriş merkezinde, yolda, havaalanında… Numaralandırılmış yeni anahtar deliklerinden biri bize bakıyor. Bizi dünyanın hiçbir yerinde rahat bırakmayan dev bir gözetleme ağıyla çevrilmiş durumdayız. Uyduların keskin bakışıyla uzaydan izleniyor, kentlerdeki kameraların sessiz gözleriyle denetleniyoruz. Echelon sistemi[1] elektronik mesajlarımıza (SMS’ler dâhil) ve telefon görüşmelerimize giriyor, radyo frekansıyla tanımlama (RFGID)[2] yongaları tüketici profilimizi açığa çıkarıyor.

Devamını oku “Topyekûn Toplumsal Denetim / Ignacio Ramonet”


May 25 2009

Kriz: Tekrar ve Fark / Fuat Ercan

Kategori: Fuat Ercan, YAZARLAR, neoliberalizmadmin @ 05:45

Nakarat I: Gerçeklik ve Tekrar

Kriz üzerine ne kadar çok yazılıyor, ne kadar çok laf ediliyor. Her şeyin kavramsal düzeneklerden uzaklaştırılıp söze çevrildiği günlerde, kriz üzerine bu kadar konuşmanın neresi güzel diye soracak olunursa, krize ilişkin her konuşmanın mevcut gerçekliği şurasından burasından tırtıklamasının fevkalade güzel olduğunu düşünüyorum. L. Buñuel gibi düşünenlerin olması ne güzel. Güzel çünkü her şey, herkes bizleri  gerçekliğe çağırıyor. Ama mutlaklaştırılan gerçeklik olarak şimdi, çelikten bir kafes gibi her birimizi içine çeken bir kara delik gibi çalışıyor. İçine çekip aldığı bizleri belirli bir tempo ve belirli bir düzeneğe bağlıyor. Kriz işte bu düzeneklerin kırıldığı, gerçekliğin çatladığı anlara karşılık geliyor. Ama kapitalist toplumsal varoluşun tepeden tırnağa kriz üreten bir içsel dinamizme sahip olmasının yanında, bir de kendine özgü bir bellek oluşturma hali var. Krizler patlak veriyor, konuşuyoruz, heyecanlanıp umutlanıyoruz, ama müdahaleler ile düzenek daha bir güçlenerek karşımıza çıktığı anda yeni gerçekliğimiz daha önceki kriz anlarına ait birçok şeyi unutturuyor. Düzeneğin oluşması aynı zamanda belleklerimizin de yeniden düzenlenmesi, belleklere müdahale anlamına geliyor. A.Huyssen “kültürümüz ölümcül bir bellek yitimine yakalandığı için derinleşen bir bunalım duygusundan” bahseder. (Huyssen, Alacakaranlık Anıları). Gerçekliğin mutlaklaştırılmasına karşı çıkan L.Bunuel bellek için anlamlı bir belirlemede bulunur: “Belleğin yaşamlarımızı yapan şey olduğunu fark etmek için, parça parça da olsa belleğinizi yitirmeye başlamanız gerekir. Belleksiz yaşam yaşam değildir… Belleğimiz; tutarlılığımız, aklımız, duygumuz, hatta eylemizdir. Onsuz birer hiçiz.”(L. Buñuel, Son Nefesim) Evet, sürekli şimdide yaşatılan bizler biraz da hiçleşiyoruz.

Devamını oku “Kriz: Tekrar ve Fark / Fuat Ercan”


Sonraki sayfa »