Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nin Ekim 2010 verilerine göre işsizlik oranı 2008 krizinin başlangıcı kabul edilen Ekim 2008’deki düzeyine gerileyerek yüzde 11,2 olmuştur. İstatistikler üzerinden yapılacak yüzeysel bir analize göre (Ki liberal iktisatçılar genellikle böyle yaparlar) 2008 krizinin emekçilere en önemli yansıması olan işsizlik problemi de ekonomideki diğer göstergeler gibi “Normalleşmiştir”. Hükümet yanlısı ekonomi yorumcularına göre bu durum AKP iktidarının küresel krizi aşma konusundaki başarısının bir sonucudur(!)
Devamını oku “İşsizlik ve güvencesizliğe karşı ortak mücadele / Özgür Müftüoğlu”
Torba yasa’yla meslek liselilerin stajyer maaşları düşecek. Oysa gençler çoğu zaman günde 11 saat, sağlıksız koşularda, iş güvencesiz çalışıyor
17 yaşındaki H.A haftanın iki günü okula, dört günü işe gidiyor. Bir odadan ibaret işyerinde sağlıksız bir ortamda günde 11 saat çalışıyor, sadece yarım saat yemek molası veriyor. Ç.A ise makine işleri yapan bir firmada günde 10 saat çalışıyor. Eğitimini aldığı işi değil makinelerin temizliğini, zımparasını yapıyor. Kendi deyişiyle bir işçiden daha çok yoruluyor. Öğrencilerin staj yapıkları gün sayısı, mesai saatleri olması gerekenden çok daha ağır. Onlar gibi pek çok meslek lisesi öğrencisi ucuz işgücü olarak görülüp uzun saatler çalıştırılıyor. Yaptıkları ağır işin karşılığında 238 TL stajyer maaşı alan öğrencilerin ‘torba yasa’yla maaşları daha da düşerek 188 TL’ye inecek.
Devamını oku “Torbadan meslek liseliye kölelik çıktı / Umay Aktaş Salman”
Esnek ve güvencesiz çalışma yeni yasa yönetmelikleriyle yaygınlaştırılmaya çalışılırken, sorun, sadece belli işçi kesimlerini ya da belli sektörleri değil, bir bütün olarak işçi sınıfının hali hazırdaki üretken tüm bölüklerini kapsayan ortak bir sorun boyutuna çoktandır çıkmış durumda. Devletin sağladığı güvencelilik demek olan kadrolu çalışma, yani kadrolu istihdam rejimi terk edilmekte, (Kamu personel rejimi yasası) çalışmanın ve çalışma ilişkilerinin esnekleştirilerek kuralsızlaştığı, “güvenceliliğin” ortadan kaldırılarak yerini sözleşmeliliğe bıraktığı “yeni” bir duruma geçiliyor. Bu aslında yeni bir durum da değil, neo-liberalizmin Türkiye’de özellikle ‘90′ların başından itibaren hız kazanmaya başlamasıyla adım adım gerçekleştirilen bir uygulama oldu. Çalışma ilişkilerinde güvenceli çalışmanın ortadan kaldırılması, aynı anlama gelmek üzere çalışmanın ve çalışma ilişkilerinin esnekleştirilmesi, işveren pozisyonunda bulunan sermaye ve devletinin, yani burjuva sınıfının karını daha fazla arttıracak olmasıyla ilişkilidir. Kar oranlarını yükseltme, kapitalistlerin her zaman sahip olmak zorunda oldukları bir güdüdür. Bu, daha fazla sömürü, o güne kadar elde edilen tüm kazanımların törpülenmesi, bir bütün olarak sahip olduğumuz sınıf örgütlülüklerimize ve örgütlenme dinamiklerimize amansız bir saldırının nedeni ve sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Devamını oku “Güvencesiz / kuralsız çalışma ve mücadele perspektifi üzerine / Nurdan Ulutaş*”
“Bırindar bı bırina xwe zane”[2]
Görmemiş olamazsınız: bir boru reklamı. Eski hakemlerden biri bir fabrikada üretilen boruların “sıfır insan hatası” ile imal edildiğini söylüyor: “Sıfır insan hatası”… Çünkü hakemin arkasındaki üretim biriminde insan yok. Tam otomasyon, sıfır işçi, sıfır insan hatası… Kapitalizmin kendine ilişkin idealinde bir üretim faktörü olarak insanı/işçiyi gözden çıkardığını anlatan daha güzel bir “lapsus” olabilir mi? Bir küçük pürüz: bu yeni “üretim” tasarımının işinden ettiği işçileri ne yapacağız gerçekten? Hepsini 4-C’ye geçirip ellerine 7-8 ay boyunca 500-600 lira tutuşturup sonra kapıyı mı göstermeli? Yoksa şimdiden taşeronlaştırmalı mı tümünü birden?
Devamını oku “İşsizlik: Eskisi, Yenisi* / Sibel Özbudun”
Yıllar önce, Amerikalı bir senatör, ‘sosyalizmin’ geçirdiği tarihsel kazadan sonra Batılıların gözünde askeri açıdan ‘stratejik önemini’ kaybeden Türkiye için, “Türkiye, uluslararası ticarete çok uygun büyük bir market olabilir” demişti. Gerçekten de Türkiye, büyük bir markete dönüştürülüyor; Batılı değerleri benimsemiş Müslüman bir ülke olarak Avrasya, Ortadoğu ve Afrika’nın Kuzey ülkelerini ‘müşteri’ haline getirme avantajına sahip ‘mükemmel’ bir market !..
Devamını oku “Büyük Bir Market: Türkiye / Sadık Varer”
Biz “tam gün”, “kamu hastane birlikleri”, “taşeronlaştırılan sağlık hizmetleri” gibi konularla uğraşırken, sağlıkta dönüşüm, yeni bir hamlenin eşiğine gelmiş durumda. 2007 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan “Kamu-Özel Ortaklığı Daire Başkanlığı” (KÖODB), başlangıçta çok dikkatimizi çekmemişti. Ancak, zamanla yapmayı planladığı ihaleleri açıkladığında, işin boyutu netleşmeye başladı. Ve KÖODB ile birlikte, sağlıkta dönüşümün şimdi gerçekten yeni başlayacağını söylemek abartma olmaz.
Devamını oku “Sağlık Hizmetlerinde “Fabrika” Dönemine Geçiliyor / Ata Soyer”
İsrail’in Gazze’ ye yardım için giden Mavi Marmara gemisine saldırması ve dokuz Türkiye vatandaşını öldürmesi ülke gündeminin baş sırasına oturdu. Bu saldırının yarattığı tepki ve sokağa yansıyan protesto gösterilerinin dozu azalsa bile konu ulusal ve uluslararası çeşitli platformlarda tartışılmaya devam ediliyor. Bütün dikkatler Türkiye-İsrail ilişkilerine çevrilmişken tam da bu toz duman içinde AKP iktidarı tüm emekçileri ve toplumsal yaşamımızı derinden etkileyecek olan bir saldırı programını uygulamaya hazırlanıyor. AKP iktidarının “kamu yönetimi reformu” olarak adlandırdığı program yeniden gündeme alındı. 2003 yılından beri zaman zaman gündeme getirilen ve parça parça gerçekleştirilen bu program kuşkusuz emekçi halka ve topumsal yaşamımıza yönelik çok yönlü bir saldırı programıdır.
Devamını oku “AKP’nin “Kamu Yönetimi Reformu” Adlı Yeni Saldırı Programını Durdurabiliriz / İsmet Aktaş”
AKP dış politikada boyunun ölçüsünü alıyor. Hem artistlik hem işbirlikçilik bir yere kadarmış. Cümle âlem görüyor. Daha da görecek. Aslında AKP’nin büyük sırrıydı; Ortadoğu’da ABD emperyalizmiyle işbirliği yaparken ABD ve İsrail ile mesafeli, Ortadoğu halkları ile yakın bir imaj çizmek. Emperyalizme bağımlılık ve bölgesel işbirlikçilik gerçeğini “yükselen bölgesel güç” masalları ile maskelemek…
Devamını oku “Aktif Taşeronun Krizi / Ali Ergin Demirhan”
İsrail’in Mavi Marmara gemisine yaptığı baskının etkileri Türkiye’de tüm şiddetiyle sürüyor.Türkiye-İsrail ilişkilerinin nereye gideceği dünya medyasının gündeminde. Batı basını Erdoğan ve AKP’nin Türkiye’yi Batı’dan kopararak ülkeye eksen kaydırdığını iddia ederken Erdoğan iddialara sert çıkıyor. Diğer taraftan Kürt sorunu da ülkenin en önemli meselesi olmaya devam ediyor. Silahların yeniden konuşması, can kayıplarını yeniden arttırdı. Ancak medya sorunu tartışmak ve çözüme odaklanmak yerine milliyetçi histeriyi kışkırtmayı öne çıkaran bir yaklaşım sergiliyor. Bu da sorunu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Türkiye’nin gündemini sosyalist aktivist, yazar, 68 kuşağının önde gelen gençlik lideri Ertuğrul Kürkçü ile konuştuk.
Devamını oku “Ertuğrul Kürkçü ile Röportaj: “Açılım PKK’yi Tasfiye Girişimiydi” / Erdal Er”
Başbakanın tahminlerinin hepsi gerçekleşiyor. Her zaman bütün dünyanın bize karşı olduğunu söylerdi, şimdi haklı. Başbakana şapka çıkarma vakti geliyor. Benjamin Netanyahu’nun tahminleri kesin ispatlandı ve kehanetleri gözlerimizin tam önünde gerçekleşiyor. Şimdi hükümetimize öngörü sahibi bir adamın, gelecekten haber veren bir devlet adamının önderlik ettiğini gururla ilan edebiliriz. Onun en büyük eleştiricileri dahi bunu inkâr edemez; gerçekler kendilerini anlatıyor.
Devamını oku “Netanyahu Haklı / Gideon Levy”